Nuriye Gelgör Anısına- UZUN YOLUN SONU

 “Neden bu kadar sıkıldın?”

“Artık yol istemiyorum!”

UZUN YOLUN SONU

 “Neden bu kadar sıkıldın?” dedi Aslı. “Konuşulanlar mı canını sıktı?”. “Bilmem” dedi Nesrin. Aklı uzaklardaydı…

Nihat bankacılıktan sıkılmış, uzun süre aylaklık etmiş, sonra da uzaklara gitmek istemişti. Uzun yol şoförlüğü yapıyordu artık. Her gidiş dönüşü belirsiz ayrılıktı şimdi.

Alımlı çalımlı bir adamdı Nihat. Kumral dalgalı saçlı, uzun boyluydu, düzgün fiziği vardı. Neşeli, hareketli tavırları, çapkın bakışlarıyla kolayca etkiliyordu kadınları. Nihat’ın bakışlarıyla kendini “iyi” hisseden fettan kadınlar ona kayıtsız kalamıyordu. O da farkındaydı beğenildiğinin ve bunun tadını çıkarıyordu. Uzun ayrılıkların dönüşünde en havalı haliyle afra tafra geliyordu mahalleye. Pırıl pırıl yıkanmış otobüs evin önündeki boş arsaya korna sesleriyle gürültülü şamatalı çekilir, özenli giyimi, kendine bayılan hal ve tavırlarıyla şoför mahallinden kedi çevikliğiyle atlar, önce oğluna sonra karısına sarılır, birlikte eve girilirdi bu dönüşlerde. Bu tablonun seyircisi olup olmadığını hep izlerdi Nihat çaktırmadan. Mahalleli bilirdi, anlardı zaten korna sesinden Nihat’ın döndüğünü. Onlar da kayıtsız kalamazdı bu dönüşlere. Kimi gizli, kimi açık açık tanıklık ederdi camlardan. Kadınlara eğilimi, mahallenin ilgisi ve sevgisi Nesrin’i tedirgin etmişti her zaman. Gerçi önceleri bu tablonun gizli açık seyrediliyor olmasından tuhaf bir zevk alıyordu. Komşu kadınların her geliş gidişe çetele tutması, onları yakın takibe alması kızdırmaya başlamıştı Nesrin’i.

Bir keresinde Aslı, Nihat’ın onu aldattığını ima etmiş, dikkatli olmasını söylemişti. Ne kadar üstelediyse de başka laf alamamıştı ağzından. Bir bildiği olmalı diye huylandı bu konuşmadan Nesrin. Aslı kıkır kıkır, işveli bir kadındı. Ufak tefek, fındık kurdu gibi bir şey… Ona hem kadınlar hem erkekler bayılırdı, şeytan tüyü vardı. Kocasına sadık olduğu da pek söylenemezdi. Neşesi, dedikoduyu sevmesi, açık sözlülüğü ve her şeyi ulu orta paylaşması nedeniyle çekim merkeziydi mahallede.

Sonraki günlerde de başka kadınlardan Aslı’nınkine benzer imalı sözler işitmeye başladı. Ona acır gibi bakıyorlardı. Konduramıyordu Nihat’a. Ama içine de kurt düşmüştü bir kere. Nihat’ın eve dönüşlerini hatırladı bir bir. İlk zamanlar nasıl da hevesle, özlemle, eve koşar, hasretle kucaklaşırdı. Ayrı geçen günlerin acısını çıkarırcasına, inziva yaşarlardı bir süre… Sonradan hararetli buluşmalar sıradanlaştı. Dün ayrılmış gibi gelir oldu eve. O gelmeden geleceğini bilenler doluşur, Nihat’a toplu törenler yapılırdı. Ve gitme vakti.

Ateş bastı birden, ona sıradan görünen, içindeki kuşkuyla yangına dönüştü sanki. Kıskandıkları için mi onu bu cehenneme sokmuşlardı, yoksa gerçekten aldatıyor muydu Nihat?

Komşu kadınların alaycı bakışları imalı sözleri iyice tahrik ediyordu Nesrin’i. İçinde bu fırtınalar koparken, dışarıya bir şey belli etmemeye çalışıyor, mutlu kadını oynuyordu.

Kocasının yokluğunda kendine çekidüzen vermek istemiş, berbere koşmuştu. Kumral saçlarını hiç düşünmeden sarıya boyatmış, rejime başlamıştı. Önünde tam on gün vardı. Şu göbeğinden de kurtulmalıydı. Dişiliğini öne çıkaran kıyafetler edindi… Nihat’ın dönüşüne hazırdı.

Havalı korna sesiyle uzandığı kanepeden ok gibi fırladı, cama koştu. Evet! Nihat boş arsaya otobüsü her zamanki gibi çaprazlama park etmiş, şoför mahallinin camından el sallıyordu. Oğlan uyuyordu.

Omzuna bir şal alıp dışarı fırladı. Meraklı komşular, camlardan Nihat’a “Hoş geldin”’i patlatmıştı bile. Nesrin kocasına doğru özlemle ve heyecanla koşarken ondan beklediği tepkiyi alamadı. Yine de “yol yorgunudur, birazdan mutlaka fark eder” diye düşündü. Oysa Nihat ondaki değişikliğin farkında bile değildi. Yalancı bir samimiyet, sahte bir ilgiyle beline sarılıp “Kurt gibi açım, yemek hazır mı karıcığım?” dedi. Nesrin baş başa olacakları bu gece için epey hazırlanmıştı. Salondaki yemek masasında bir kuş sütü eksikti. Nihat’ın sevdiği şarkılara kadar her şeyi düşünmüştü. Kırgınlığını belli etmemeye çalıştı. “Her şey hazır Nihat‘çığım” dedi. Şalını omuzlarından alırken işveyle baktı kocasına. Nafile! O yemeklere yumulmuştu bile…

Aslı bir çığlık attı Nesrini görünce. “Ay afet olmuşsun ayol! Bu ne güzellik? Bana bak yoksa biri mi var?” Her hafta birinde buluşuyorlardı, bugün Aslı’nın kabul günüydü. Nesrin içeri girmeye çalışarak “Aklın fikrin oynaşta senin” dedi. Girişteki boy aynasında görüntüsüne ilişince gözü, Aslı’ya hak verdi. Salondan içeriye girince ıslık, çığlık sesleri ile karşıladı ötekiler. Sigara dumanından göz gözü görmese de onlar Nesrin’in güzelliğini ve ondaki değişikliği hemen fark ettiler. Küçük sayılabilecek bir salonda dokuz kadın buluşmuştu. Neredeyse dip dibe oturup bir yandan çay içip bir yandan börek çörek eşliğinde laflıyorlardı.

Her kafadan bir ses çıkıyordu. Taze kek, sigara dumanı, ağır parfüm ve ter kokusu birbirine karışmıştı. Uğultu ve gürültü iyice rahatsız etti Nesrin’i, mutfağa seğirtti. Aslı çayı yeniliyordu: “Bana bak benden bir şeyler mi saklıyorsun?” dedi. “Ne gibi?” “Hadi hadi bana numara yapma şimdi.” “Ne numarası?” “Neyse millet bir gitsin hele, ben senin ifadeni sonra alırım ne olsa” dedi Aslı kinayeli bir sesle. Salondaki uğultu yerini fısıldaşmalara bırakmıştı. Nesrin’le Aslı içeri girince sustular. Çaydan sonra göbekler atıldı. Dedikodunun dayanılmaz cazibesine teslim olup böyle günlerde yaşanan her ne varsa birlik olup paylaştılar. Sırlar verildi, iç döküldü… Gitme vakti geldi. Gürültülü kahkahalar, iğneli sözler havada uçuşurken birer birer ayrıldılar. Aslı’yla Nesrin baş başa kalmıştı. “Sen aptalsın” dedi Aslı. “Eğer sahiden oturup öylece kocanın dönmesini bekliyorsan üstelik” göz ucuyla Nesrin’e baktı. “O seni…” “O beni ne?” dedi öfkeyle Nesrin. “Bir şey biliyorsan anlat, ya da çeneni kapa!” Aslı Nesrin’i hiç böyle öfkeli görmemişti. Şaşırdı. “Ama hayatım” dedi. “Duymayan bir sağır sultan kaldı. Ben, sen bilmezden geliyorsun sanıyordum.” “Benim hiçbir şey bildiğim yok!” dedi Nesrin ağlamaya başladı. Aslı sarıldı ona “Seni severim bilirsin. Bunların hepsi böyle şekerim aldatmayan koca mı var? Aklını kullan, gözünü aç, senle ilgilenen bir sürü adam var, biriyle keyfine bak. Kendi düşen ağlamaz. Seni bırakıp giden de o, aldatan da için rahat olsun.” “Neler saçmalıyorsun Aslı sen?” “Saçmalamıyorum canım! Hayat böyle. Şu giden kadınların yarısı ya kocasını aldatıyor ya da aldatılıyor.” “Delirmişsiniz siz!” “Safsın sen” “Daha fazla dayanamayacağım Aslı ben gidiyorum.” “Sen bilirsin şekerim ama ne zaman dertleşmek istersen gel” diye geçirdi Aslı onu.

Yolda benim ile ilgilenen, “bana bayılan kim varmış” diye düşündü Nesrin. Boylu poslu alımlı kadındı. Yeşil gözlü, beyaz tenli, endamlı. Ama kocasına âşıktı. Kimseyi görmemişti gözü. Biraz daha zihnini zorlayınca alenen ona asılan apartman yöneticisi geldi aklına. Aslı onu mu kastediyordu acaba? Sonra şimşek çaktı birden, evet ya ona anlatmıştı bir kere görümcesinin kocasının bakışlarından rahatsız olduğunu ve Nihat yokken “bir şeye ihtiyacın var mı” diye ha bire uğramasından sıkıldığını filan söylemişti. Bunu ima ediyordu…

Nihat’ın saçlarını sarıya boyadığını bile fark etmemesine fena halde içerlemişti. Üstelik demek onu aldatıyordu ve bilmeyen bir o kalmıştı. Kan beynine çıktı. Hızlı adımlarla eve girdi. Telefonun başına çöker gibi oturdu. “Bize uğrar mısın?” deyip telefonu kapadı ve böğüre böğüre ağladı uzun süre. Neden sonra “Ben bir günaha çağrı yaptım, hazır olmalıyım” dedi. Şuursuz gibiydi…

Nihat döndüğünde salonda her zamanki gibi yemek yiyip rakı içiyorlardı. Şarkılara neşeyle eşlik ediyordu Nihat. Hiçbir şeyin farkında değildi. Kocasına baktı bir süre, ihaneti görmek ister gibi. Niye eğleniyordu Nihat? Aptal olduğunu mu düşünüyordu? Ne zaman bu hale gelmişlerdi?

Nihat yola, görümcesinin kocası koynuna. Nesrin suça teşvik edilmiş, tahriklere kapılmıştı. Eriyordu. Hiç mutlu değildi. Hâlâ kocasını seviyor ve eski günlere dönmenin arzusuyla yanıp tutuşuyordu.

Nihat’a şoförlüğü bırakmasını söyledi. Gerekirse ben de çalışırım dedi. “Ben masa başında çalışamam artık, başka bir iş gelemez elimden böylesi daha iyi” dedi Nihat.

El altından iş araştırıyordu kocasına Nesrin. Aslı’ya gidip her şeyi anlattı, ağladı, rahatladı. “Çok pişmanım” dedi. “Öfkeyle yaptım bütün bunları, Nihat’ı seviyorum.” Aslı sadece dinledi. Acır gibiydi Nesrin’e.

Nihat’ın döndüğü gecelerden birinde, neredeyse zorla sevişti kocasıyla Nesrin. Bir çocuk daha istiyordu. İnanmaz gözlerle bakıyordu Nihat “Çocuk mu?” diye. Sonraki gecelerde de bu istekle zorladı kocasını…

Altı ay sonra hamileydi Nesrin.

Komşu kadınların alaycı bakışlarına aldırmıyordu artık. Nihat’a iş de bulmuştu, ikna edebilirse…

Nihat eve geldiğinde aile meclisi kurulmuştu. Rakılı sazlı sözlü masa da hazırdı. Nesrin kocasına hamile olduğunu açıkladı. Aile meclisi şamata kopardı. Nihat kadehini kaldırıp göz kırptı karısına. Nesrin de kadehini kaldırırken “Artık yol istemiyorum!” dedi.

 

                                                                                                                                                                        NURİYE GELGÖR