Bir Memleket Şiiri: Han Duvarları

Derslerde sık tekrarladığım bir cümle var. “Bu eseri okumadan hayata atılmayın!”

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Han Duvarları isimli şiiri Memleket Edebiyatının sayısız ürünü içinde ilk incelenecekler listesinde yer alır ve okumadığımız taktirde hayat yolculuğumuza biraz eksik başlarız.

Şiirin yazılış tarihine ilişkin çıkarsamayı şairin Kayseri’ye öğretmen olarak gidişiyle bağlantılandırmak mümkündür.  Bu yıl 1922-1924 arasına denk düşmektedir.

Yolculuk atların çektiği yaylı araba ile yapılır. Güzergâh Ulukışla’dan başlar ve Anadolu’nun ortasına doğru sürer.  Gündüzleri gidilir, hava kararmadan bir hana veya kervansaraya ulaşılarak istirahat edilir.  Kemerhisar, Niğde, Araplı Beli ve İncesu üzeri Kayseri’ye giden arabanın yolcusu olan Çamlıbel’in şiire döktüğü yol hikâyesi bir dönemin yaşam, ulaşım ve tabiat koşullarına ilişkin ipuçları ile doludur.

Şiirde yollar, yolcular ve hanların duvarları ön plandadır.  Yollar ıssız, sessiz ve yılan gibi kıvrılarak sonsuzluğa doğru gider. Ancak yerleşim yerlerine doğru “bir atlı, iki yayan” veya “bir deve kervanı” görülebilir.  Yol ilerledikçe tekerlek seslerine karışan arabacının ıslığından başka bir şey duyulmaz.  Yolcumuz, yollar hiç bitmeyecekmiş ve menzile varılamayacakmış duygusu ile kimi zaman ürperir, kimi zaman da tabiatın bahardan kışa geçiveren değişimleri ile şaşkınlığa düşer.

Aydınlarımız Anadolu’ya görev veya benzeri zorunluluklarla gitmişler, izlenimlerini çeşitli eserlerle edebiyata yansıtmışlardır. Bu şiirde, romanlarda hissettiğimiz yazarın aydın kimliği, hissedilmez. Yolcu\şair içten, sıcak, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman da coşkulu duygularla doludur. Gerek yol ve tabiat, gerekse gurbetteki boynu bükük insan betimlemeleri film sahneleri gibi etkileyici ve kavrayıcıdır.

Şair\yolcu daha önceki yolculardan çok şanslı ve umut doludur.  İlk konak yeri olan bir handa duvarda rastladığı dörtlüğün yazarına “şair arkadaş” diye hitap eder. Hatta gençliği huduttan hududa savrularak heba olan bu arkadaşa sitem bile eder. Bu sitemde onun acısını, yaşadığı zorlukları takdir etmediği gibi bir sonuç çıkmaz. Şair arkadaşın dile getirdiği memleket acıları artık gerilerde kalmıştır ve bizim yolcu\şairimiz ona minnet duymaktadır. Çünkü umut dolu bugünleri onun tarihteki şanlı görevine borçludur.

Daha sonraki konaklamalarda da hanların duvarlarında hüzünlü dörtlükler vardır. Kimi dağları aşma umudun yitirmiş, kimi ise gurbet çıkmazında saplanıp kalmıştır. Eskilerin yolcu uğurlarken kullandığı “gidip de dönmemek var” sözünün tam karşılığı da budur. Yollar öyle uzun, yolculuk öyle meşakkatlidir ki “dönüp de bulmamak var” kısmı geride bırakılanlar veya bekleyenler için bile çok şeyin değişebileceğini anlatmaktadır.

Anadolu’nun içlerindeki bir kervansarayın  duvarları, gariplerin iç çekişleri ile birlikte sakladığı türlü sırları, bu şiiri bilerek hayata atılan kişinin kulaklarına fısıldayacaktır.